Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Cambaz

Tercih

Yaşamın orta yerinde beliriveren çizgiler etrafında dolaşıp duruyoruz. Koca koca sıfatlar yükledikleri o şaşalı kelimelerin anlamları hep bu çizgiler kökenli. Evet, Araf da oradan geliyor. Dikkat etmemiz gereken, tartışmasız ince çizgiler. Hani kendini sevmek ve bencilliği ayıran o ince çizgi. Veyahut vicdanla korkunun arasına çizilmiş olanı.

Bu çizgiler, inceliklerinden faydalanıyor olacaklar, ne zaman, nerede ayağına takılacakları hiç belli olmuyor. Bu gizemli ortaya çıkış halleri gibi hayatı alt üst etmeleri ya da manasını sorgulatmaları da an meselesi oluyor. Bunu fark edip üzerine tecrübe etmemle birlikte, sessizliğimle hummalı bir çalışmaya giriştik. Dört tarafı surlarla çevrili, kimselerin geçemeyeceği güvenli bir kale inşa ettik. Zemini sessizliğim seçti, her bir taşı kırıklıklarımdan yarattık. Bir tarafı bir tarafından güçsüz kalmasın diye tüm kırıklıklarımı karıştırıp koyduk. Hayal, kalp, güven… Oldukça sağlam olmuştu. Bugüne kadar kendimizi korumayı başardık da.

Lakin hayat planlandığı gibi gitmediğinden, her zaman seni şaşırtabildiğinden, adım adım ördüğün duvarlarını üstüne bir kuş tüyü bırakarak devirebildiğinden; mücadeleci, şaşırtıcı ve çok kıymetli değil mi? Kanımca ona bu anlamları yükleyen de her yerden geçebilen incecik çizgileri.

Benim kalemin içine sızan çizgi; uyku ve uykusuzluk arasında. Günleri birbirinden ayıran, duyguları demleyen o ince çizgiyi kaybetmiş durumdayım. Belki de bilinç altım beni üst etmiş durumda. Bilemiyorum, yanılmıyorsam her şey bir Perşembe sabahı başladı. Yanılıyorsam muhtemelen Cuma akşamıdır. Çizgilerin çizdiği ipin ucuyla birlikte takvimi de kaybetmiş durumdayım.
Her sıradan gün gibi saatler yeteri kadar birbirini kovaladığında yatağıma gitmiş, önce ışıkları sonra gözlerimi kapatmıştım. Bir aksilik olduğunu saatlerin birbirini hala kovaladığını fark edebildiğimde anladım. Önce biraz inat ettim. Lakin sonra canımı sıkmaya değmeyeceğine kanaat getirdim. Ne kadar uyuyamayabilirdim?

Üç günün sonunda sorumu git gide daha çok merak etmeye başladım. Uyuyamadıkça sorularım artmaya başladı. Hiç bilmediğimi düşündüğüm şeyleri bildiğimi gördüm! Hadi neyse onu atlattım. Beşinci gün, hiç yaşamadığımı düşündüğüm şeyleri yaşadığımı fark etmemle beraber, ilaç desteğini kabul ederek uykuya daldım.

Uyku tanımlandığı şekilde sessizliği getirmeyi başaramadı. Uykusuzken sorduğum soruların cevaplarını rüyalarımda avaz avaz işitmeye başladım. Uyandım.
Sorular ve cevaplar iç içe geçmeye başladığında, uyku ve uykusuzluk arasındaki ince çizgiyi kaybettiğimi gördüm.

Çocuk olmak istedim. Çocuk olursam aklım ne sorulara ne cevaplara ererdi. Yatacak hiçbir yer bulamazsam, en kötü iki sandalyeyi birleştirip yatak yaparlardı bana. “Pış pışta” cabası. Sonra düşündüm. Ne görünmez bir çizgiydi bu üzerinde durduğum? Duymamak, görmemek, bilmemek için çocuk olmak istiyorum. Kulaklarımı tıkadığım, gözlerimi kapadığım ve kendimi bilmediğime inandırmaya çalıştığım için ellerimle yaptığım kalemi kaybediyorum.

Peki bu ne şimdi? Yani, hangi çizgi?

Bu yazıyı paylaş...

Tags:

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Tercih tarafından en son yayınlananlar

Tercih / Hicret= Göç

Bu ayki Okur Yazısı sevgili Elif Kartal’ın kaleminden… Hem de üstelik eski

Ve minör panikler.

Hayata bakkal başlıyorsun, holdingleşmeye çalışıyorsun sonra yolda bir şeyler oluyor falan filaaaan

TERCİHLİ YOL.

İncitilmek bir tercihti. Artık emindim. İnsan, incineceği şartları itinayla bulup, kendine göre
YUKARI ÇIK