Bugün, Dün ve Yarın

Mazi

Vakit: çoktan seçmeli tercih

Diyelim, her şeyin hiyerarşisi var. Her işin bir patronu, her inin gardiyanı, her ormanın avcısı, her sihrin bir cadısı. Zamanın da hiyerarşisi var aynı şekilde, diyebilirim. Bugünün dünü yenmesinin imkanı var. Yarının bugünü silmesinin. Zamanla edinilen bir alışkanlıkla herkesin bir favorisi var bu üç zaman arasında. Bazıları dünü seviyor, ötekiler bugünü istiyor, kimileri de yarını bekliyor. Herkes hayatını favorisine göre yaşıyor.

Kimisi mesela nasıl aşık düne, sırılsıklam sözlerinden, paçalarından akarak, yatar kalkar ilaçlar atar gibi sadece bir dün dilinde, derdi gücü dünün güzelliği, büyüsü, eşsizliği. Bitmeyen bir dünde öyle esir kimisi. (Bu bazen de yaşla, biriken yıllarla gelen eğilimlerden birisi) Sohbetleri hep geçmişe dönen pusulalar gibi ah ne güzeldim eskiden, nasıl eser ne iyi gürlerdim, ne gezerdim, ne severdim, ne bilirdim her şeyi. Dünü aynı tutkuyla sevmeyenlerin anlayabileceği bir şey değildir pek tabii. Yani tamam güzeldin, tamam gezerdin, severdin tamam, bilirdin peki ama geçti hepsi, geçti halbuki? diyesi gelir dünü aynı tutkuyla sevmeyenlerin.

Kimi de çünkü illa bugün, Ölü Ozanlar Derneği’nden sakız/tanıdık alıntılar sözlerle, yaşa bugünü, tadını acısını neşesini, bugün senin, bugün bizim bugün burada hepimiz yani iyi ki gibi giden bir inançla yaşar. Huzuru, bereketi, acıyı, kıyameti neyi arıyorsa bugünde bulur. Hep bugünü kazar, bugünü arar, bulduğu her şeyi bugüne ısmarlar. Hiçbir işini ertelemez, hiçbir vazifesini, sohbetini, fethini. Saati hep şimdiye bakar.

Oysa kimisi, mesela ben tipi yazar müsveddeleri ay nasıl bir tutkun yarın’a. Sığsa bir şekilde yetse yerim her şeyi yarınlara yükleyip götüreceğim. Ertelemek konusunda ben mesela nasıl maharetliyim. Nasıl su dökülmez elime, yetkinliğime elime sağlık becerime. Fevri kararlarla endişelerimi, neşelerimi yarınlara endeksleyişime.
Ne varsa yani ortada, bugün’den, dün’den hatıra, derim ki kendime mutlaka, yarına sakla.

Yarın olsun, bakarız.

Kavgaysa, yarına.

İlla haklıyım, muhakkak doğruyum, eğriyi herkesten önce ben bulurum denecekse. Tozlanmış kırtasiyeler kadar acıklı, mesaisi uzun müsabakalara girilecekse. Münakaşa edilecekse, kapılar çarpılacak/kapanacak/kilitlenecekse. Herkes birbirini yanlış anlayacaksa veya doğru anlayıp hızla kıracaksa. Nezaketsiz sohbetlerde herkes sol cebinde taşıdığı menfaatini okşayacaksa. Lütfen yorgunum, belki yarın.

Yolculuksa yarına.

Gitmekse, denizde dalgaları ellemek, denizatları biriktirmek, yunusları beklemek, midyelerden çıkan böcekleri Allah’ım nasıl bir hayret, Hüseyin nasıl bir garabet duygusuyla izlemekse… Trenlerde cam kenarı, yol istikametinde oturulacaksa, hayali bir ufka bakılacaksa… (Kadınsak biletimizi alırken seçme şansımız olmayacaksa. Ki olmayacak, kadınız Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları online satışta kadın yolculara koltuk seçtirmiyor. Adamsan soy adın var, soy ağacın, evlenince eşinin de eklendiği soy kütüğün, ve Devlet Demiryolları ayrıcalığıyla seçebileceğin tren koltuğun, adamsın ya ne rahatsın.) Yolculuğa yarın çıkarım.

Ödevse yarına.

Gönüllü bir faaliyet değilse, mecburi vazifeyse, mesela yemek yapılacaksa illa, makarna veya çırpılmış yumurta kafi olmayacaksa. İlla mesela sıkıcı bir film izlenecekse. Cinsiyetçi bir yazarın yavan bir romanı okunacaksa. Hiç ilgilenmediğimiz birine hiç merak etmediğimiz bir soru sorulacaksa. Hep yarına, en öte, en erte zamana. Yarın yaparım.

Sevmek sonsuz bir bugün

Bir tek aşk bugündür herkeste, favorisi bugün, dün, yarın fark etmez, hangi vakitse, aşkın vakti şimdi’dir.

Aşk şimdi’ye en yakışan yerdir. Şimdi aşk edene ait bir vakittir ancak, aşığın elinde, maşukun teninde, sesinde güzelleşir. Öyle severim ben de o esmer adamı, yedi seneyi hikayemdeki, himayesindeki selameti, meshure deli kadın gibi büyüyle, masalla nasıl severim. O esmer adam bana hep bir şimdi’yle gelir. Hep bugün’ler getirir bana sevdiğim.

Neredeyse her şeyi ertelerim, erteleyebildiğim kadar. Ödevleri, kavgaları, kaygıları, yolculukları. Kendimi kutlamayı, yaralarımı saklamayı. Merak ettiğim tiyatro oyunlarını, iyi dostlarımın yolladığı, yorum beklediği yazıları okumayı. Yemek yapmayı öğrenmeyi (bunu ertelemeye mümkün olduğunca devam edeceğim, yani çünkü bu ne sıkıntı ah bu ne ıstırap, yemek yapma işini bir türlü sevemedim Hüseyin), bateri çalmayı, Çince konuşmayı öğrenmeyi, Fitzcarraldo filmini sonunda sonuna kadar izlemeyi. Hepsini ertelerim. Buluşmalara takribi olarak 15 dakika geç kalırım. Alarmı kurduğum saatten 20 dakika sonra uyanırım. Çok fazla şey yarın’dır bende, sonra’dır. Birkaç gün rötardır, gecikmedir, sürüklemedir.

Bir tek. Bir esmer adamdır şimdi’m. Bir esmer adamı sevmişliğimdir. Kilitlerimi açmışlığımdır, atmışlığımdır, çöllerimdir benim, denizlerim, eşiklerim. Bir eşikte durup elimde mektup sallamışlığımdır. Kar tanelerine bakmışlığımdır eliyle elimde. Canım yandığında yangından söz etmişliğimdir. Yangını bulmuşluğumdur kısık gözlerinde. Yangınlarımı söndürmüşlüğüdür esmer bir adamın. Yangınına tutkunluğumdur şimdi, yedi sene, her sene, her gece, mütemadi geceler düşlediğimdir sesiyle, sevgisiyle. Bir tek onun kullandığı bir lakaptır: ömür, tutuşudur sesim düştüğünde, tutuştuğumdur, kalemim kırıldığında fark edişidir. Arındığımdır gülüşüyle.

O adam sonsuz, bitmez, ertelenmez bir şimdi’dir bana.
Ömürler boyu bugün’dür hala.

İstanbul

Bu yazıyı paylaş...

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*