Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Bir yerlere varacaktık.

Yabancı

-Hello, my name is John.
-How are you John?
-I am fine thanks and you?
-I am fine, too. Where are you from?

İlkokulda kasetten dinlediğimiz İngilizce dersimiz bu şekilde başlıyordu, ya da buna benzer bir sey. Ben kimim, sen kimsin, nerelisin, aile üyeleri, aşk konuları dinleme dersinin ardışık konularıydı. Birinin önce ismini sonra nereden geldiğini öğreniyorduk. Sen kimsin ve nerelisin konuları, hayatımızdaki konuşmaların akışına uygundu. Kimse sen kimsin’den sonra “halan kimdir” demiyordu.

Bazen de gün oluyor, öyle insanlarla karşılıyordum ki ben kimim hususunun zerre akıllarına gelmediğini görüyordum. Bazen de “ben kimim”i düşünmek yetmiyor, peki sen kimsin sorusunda akıl yürütmeye çalışıyorduk. Daha “ben kimim”i bilmeden, çözümleri “sen kimsin”de arıyorduk ikili ilişkilerde. Karşılıklı geçirdiğimiz vakit, birkaç kaseti çoktan geçmiş olduğunda bile…

Aile üyelerinin, aşktan önce gelmesi bugün bazı çevrelerde tartışma konusu da olsa, ister istemez gözümüzü açtığımızdan ilk aşkımızla tanışana kadar aile aşk konularının önünde gelmeliydi. Belki de Türk öğrencilere verilen kasetler buna dikkat ediyordu. Fransa’daki İngilizce öğrenme kasetlerinde aşk aileden önce geliyor olabilir miydi? Pek muhtemel, olabilirdi. Bir kere Rusça öğrenmeye başlamıştım ben kimim/sen kimsin’den hemen sonra motorlu makina parçalarına hakim olmuştum.

***
Saçlarımız şeklinden çıkmış halde babam ve ben Toskana yolu üzerinde Panzano adlı kasabadaydık ve berber arıyorduk. Küçük bir köyde saç tıraşı olmanın bir romantikliği vardı. Ama her romantizmin sonucu gibi bir riski de vardı. Bir kere realist değildi. 20 dakika sonra nasıl bir saç çıkacağı konusunda hiçbir fikrimiz yoktu. Edward Rochester, Jane Eyre’e bağırıyor, Jane Eyre başka bir şehirde bunu duyuyordu, ya da tam tersiydi. Ne olursa olsun bu romantikti. Oysa bazen berberle aynadan dakikalarca bakışıp, yan yana bile olsak birbirimizi anlamıyorduk. Berbere hem içinden hem dışımdan seslensem de berber beni duymuyor, kafasına göre kesiyordu. Bu realistti.

Panzano’da bulduğumuz berber on metrekare büyüklüğündeydi. Hemen girişte kapının sol yanında 90’lardan kalma bir teyp, Puccini’nin Tosca’sından bir bölüm çalıyor, müzik sokağa taşıyordu. Dükkânın sol tarafındaki kocaman aynada beyaz gömleğiyle ayakta duran küçük ve yaşlı İtalyan berberimizi gördük. Gülümsüyordu. Bir iki denemeden sonra iletişimimizin yüz mimikleri, el hareketleri ve parmaklarımızla olacağını anladım. Endişeliydim. Bu sırada, babam ise her girdiği dükkânda yaptığı gibi duvardaki sertifikalara ve fotoğraflara bakıyordu. ‘Bak’ dedi ‘adam 1957’de berberliğe başlamış. 1957!’

Koltuğa oturdum. Berber bana, ben berbere, babamsa hala berberin sertifikasındaki 1957 tarihine hayran hayran bakıyordu. Birkaç dakika sonra korktuğum başıma geldi. Zaten önden seyrelen saçlarımı iyi ortaya çıkardı. Kendime geldiğimde, sıkıntıdan dışarı çıkmaya karar verdim, çıkarken babamın gülümsediğini gördüm. Sıra ondaydı ve o son birkaç yıldır uzattığı saçlarını kestirecekti. Malumun ilanını yakında görecekti. Dışarı çıktım. Berberin hemen yanındaki çiçekçinin sahibi olduğunu düşündüğüm kadın bir taburede oturuyordu.

***

-‘Hello. What is your name?’ (Merhaba ismin nedir?)
Gülümseyerek cevap verdim.
-How are you?’ (Nasılsın?)
‘I am fine thanks and you?’ dedim. ‘I am fine thanks’ dedi… Birbirimizin isimlerini öğrendik. Cebinden çıkardığı resmine işaret ederek ‘Mia figlia’ dedi. Kendisine çok benzeyen bu genç kız, çiçekçinin kızı olmalıydı. Fotoğrafı işaret ederek ‘Birmingham University eee business’ dedi. ‘Eee’ derken bir şeyleri hatırlamak ister gibiydi.
-Yes dedim. “Birmingham has a very good business program.” (Birmingham’ın çok iyi bir işletme programı var.)

Böyle bir programlarının olup olmadığını bırakın, üniversitenin var olduğundan haberim yoktu. Kadın yüzüme ifadesizce baktı.

-Yes Birmingham, dedi tekrardan yavaşça ve kafasını sallayarak. ‘Eee… ‘ yine gözlerini yukarı doğru kaldırdı, kelimeler ağzındaydı.

Bir şeyler söylemek istiyordu. Benim de babamı bekleyecek kadar vaktim vardı. Mademki çiçekçi kadınla bir şeyler konuşmamız lazımdı, bir şeyler yapmalıydım. Aklıma İngilizce kasetlerin konu sıralamaları geldi.

-‘Where are you from?’ (Nerelisin?) diye sordum.
-‘Aaa’ dedi kadın sorunun bildiği yerden gelmesinin mutluluğuyla. ‘I am from Italy.’

Bir yerlere varacaktık.

Bu yazıyı paylaş...

Tags:

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Yabancı tarafından en son yayınlananlar

1000x1000

Bir aralıktan sızanlar…

Aralık ayı boyunca bize öyle muazzam yazılar gönderdiniz ki, dibimiz düştü, yüreğimiz

İki soluğumuzun arasında

Hikayelerimizin ne kadarını biz yazıyoruz? Ne kadarını varlığından bile haberdar olmadığımız bir
YUKARI ÇIK