Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Bir Falın Tasviri

Kör Nokta

Mayıs ayıydı, falımda hasret çıkmıştı. Unutmam o mayıs ayını. Hep aynı çitle sarmıştım çevremi. Falcı sezmişti. Ben çocuk gözlerimle etrafa bakınıyordum. Kendime, içine gireceğim fare delikleri, oyuklar kazıyordum.

Körebe: göremediğin ama hissettiğin her şey
Özlediğin bir an var hayatım. Eteklerin uçuşa uçuşa gittiğin bir mekân seni soluksuz bırakan. Sonra beklediğinden de güzel olan bir ikindi vakti. Serinliği ağaçların ve göğün. Serinliği şehrin. Senin serinliğin. Biteceği en başından belli olan bir hikayenin sonunun yine de güzel olması. Özlediğin bu mu dersin? Bir şehre gitmek, bir şehri terk etmek. Senden arta kalan bir oda. Büyük adımlarla arşınlamak şehri. Sonra ezber edilen bir suret. Ezber edildiği için güzel olan bir suret bu. Birine benziyor aynı zamanda. Ama kestiremiyorsun. Özlediğinden mütevellit durgunsun. O sureti mi, ikindiyi mi, o serinliği mi? İçinde kıpırdanıyor bir yurtsuzluk hissi. Gerisi kestanelerin sıcaklığı, kağıt helvalar ve Kızılay’daki Dost kitapevi. Güvenli ve korunaklı kolları eskinin. Biliyorsun. Özlediğin bir an var arka bahçelerinde mazinin. Ama sen daima kaçtın o andan ve mütemadiyen yüzünü çevirdin.

Saklambaç: örttüğün yara izlerin; kuyu dibin; önün arkan sağın solun
Oysa sen seversin uzun sabahları, itiraf et. Haşlanmış yumurtanın beyazını yemeyi seversin. Sonra çayını üflemeyi, kapıyı sessizce örtmeyi, desenli gömlekleri seversin. Kırılıp dökülmeyi ve ardından kendini, kendi kendine toplamayı seversin. Bu senin “bakın ben kendime yetiyorum” gösterişin. Kaçıp saklanmanın bahanesi. İçine girdiğin, içinde dindiğin mevsimin tasviri. O mevsim ki, günlük güneşlik değil. Ekseriya parçalı bulutlu hatta ve gri. Yürümeyi sevdiğin yolların renginden bir mevsime saklanıyorsun. Korktuğundan değil bu sefer, alışkanlıktan bunu yapıyorsun. Çünkü senin çocukluk odaların da böyleydi: sığınak gibi küçük. Sen hep kapatırdın kapılarını. Gözün pencerelerdeydi. Saklandığın bir yer var şüphesiz, görünmeyen bir yerin, yara izlerini sakladığın ve geceleri gizli gizli o sargıları açtığın bir meskenin. İşte sen saklandığını sansan da oraya kilitlisin ve yalnızca orada gerçekten kendinsin.

Köşe kapmaca: süregiden her şey, sana en uzak, yaşamaya en yakın nokta
Ama bak güzelim, yaşamak bir çocuk oyunu değil. Bazen düşünmek ve anlamak gerekir mevsim değişikliklerini. Kapalı kapıların ardında pencerenden bakamazsın sonsuza dek, hep aynı döneminde kalamazsın yaşamın. Çünkü hareket bazen elzemdir. Yalnızca senin bildiğin, bir tek sana ait olan o kuyudan uzaklaşmak için. Kör noktandan, saklandığın arka bahçenden uzakta bir yer düşlemek, o yere gitmek için. Özlediğin ikindileri unutmak, kendine yeni mevsimler yaratmak için işte anla, bazen o çitten atlamak gerekir.

Falcı konuşup duruyordu. Ben miydim konuşan yoksa o mu artık bilmiyordum. Bir fare deliğine sızmış, köşemin duvarlarını maviye boyuyordum.

(Görsel: Cirque de Shuz – Ludwig Geerman)

Bu yazıyı paylaş...

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Kör Nokta tarafından en son yayınlananlar

Biraz yaklaşın lütfen.

7 Eylül sabahı İstanbul yolunda ve konum olarak Çanakkale çıkışında, karınca kararınca

Bir İnsan Bir Orman

Hiç güneşe koymadım halbuki… Bilerek değil, tam olarak bilmeyerek de diyemem ama

Açısı On Beş Derece

Nerede yardıma ihtiyacı olan bir nokta görsem, nefes alabilmesi için bir miktar

Mutlu belirsizlikler

Kimseyi veya hiçbir olayı tümüyle anlayamıyoruz aslında. Bir varsayım, ya da bir
YUKARI ÇIK