Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Bir hiç olmak ağırlığı

Mazi

Hiçbir şey bir hiç olmak korkusu kadar çirkinleştiremez insanı.

Hiçbir şey hiçe sayılmak ağırlığını azaltamaz. Tekmil karakteri kat kat şahsiyet giymiş The Immigrant filminde bu yüzden kadının adama sarf ettiği bağışlama cümlesi ‘sen bir hiç değilsin’ olur. Bu tesadüf değil. Hiçlik ağır, bağışlamak hafif. Hiçliği unutturacak kadar hafif hem de. Eylül çok az kimsenin kendini sevdiğini, bu yüzden az kişinin kendini dürüstçe takdim ettiğini söyledi dün. Kimlik ağırdır abiler, taşlama hafif. ‘Anlam ağırdır. Dibe çöker’ der Barış Bıçakçı, ‘Falcılar bu yüzden kahvenin telvesine bakar.’ Tespit ağırdır işte anla, tenkit hafif. Telveye kim düşer, kim karakterinin en balçıklı yerine iner de orada sana mahsus bir deniz keşfeder? Sevmek ağırdır, telveyle ilgilenir. Merak hafif.

Bir şeyi tasvir ederken kendimizi unuttuğumuzu söyler Pessoa. Allah muhafaza kendimi unutmaktan çok korkarım diye ben şeylerin kendisini değil bendeki akislerini tasvir ederim. Çayın tadını değil tesirini… Tropikal Wu Long nasıl bir çay mesela? Karanlığını seyreltiyor insanın. Eksilmek ağırdır, seyrelmek hafif. İnsanların karakterlerini değil uyandırdıkları hisleri yazarım ekseriyetle. Misal, nasıl biri Robert Redford? Delikanlı kurallara göre işlediğine inanmanı sağlıyor dünyanın. Hayat ağır, dünya hafif. Şehirlerin özelliklerini değil yarattıkları psikolojiyi anlatırım sohbetlerde. Mesela desen ki bana İstanbul nasıl bir şehir? Eskiysen ağır, çocuksan hafif. Derim ki bu şehirde hiç olmak da herkes olmak kadar basit.

Dünyanın neresinde eskiysen, veya neresinde garip, kaçamadığın bir gerçek var: Kadınlık ağırdır, bahane hafif. Kendini çok kral zanneder kimi densiz kadınları bir hiçliğe hapsedip. Bütün defterlerinden vazgeçer kimi kadın kendini bu berbat düzende bir hiç zannedip. Ödül töreninde Meryem Uzerli Halit Ergenç’e ödülü takdim ederken önünde eğilip ödülü başının üzerine koyuyor. Sembol ağırdır ablalar, eylem hafif. Hindistan’da artan nüfusla başa çıkmaya çalışan hükümet kısırlaştırılan kadınlara para veriyor. Doktorun biri 30 kısırlaştırma operasyonu yapması gerekirken 83 operasyon yapıyor. 13 kadının ölümüne sebep oluyor. Hikaye ağırdır, rakamlar hafif. RTÜK üyeleri öpüşme üzerine kitaplar okuyor. Dikkatlice öpüşme sahneleri izliyor, kitaplarda öğrendikleri sınıflandırmalara göre öpüşmeleri kategorilendiriyor. Bunca merak edip vakit vakfedip öpüşmeye, sonra bir dizide tutkulu bir öpüşmeyi görüp korkuyor, ekrandaki temsili ahlaka mugayir buluyor. Doğrular ağırdır, dogma hafif.

‘Bir şey olmak isteyen bütün genç insanlar gibi o da neye inanacağını bilemiyor, sabır ile sihir arasında bocalıyordu.’ der Barış Bıçakçı Sinek Isırıklarının Müellifi romanında. Umut ağırdır, heves hafif. Sihir dünyaları oynatır, ama sabır oynayan dünyalarda ayakta kalmanın sırrıdır. Biri kalmak yoludur, bir kimse olmak sabır: taşımak, yürümek, yol almak. Hiçlikten, hiçe sayılmaktan, hatta bir hiç olma korkusundan kurtulma yoludur sabır. Sihir… İşte. Bütün olduğu odur: sihir. Hiçlikle, varlıkla, çoklukla hiç alakası olmayan bir şeydir.

Ve unutursan bir mazin, üzerinde yol aldığın bir çemberin olduğunu, bir hikayeye iştirak, bir şiire kafiye olduğunu unutursan, varlığının dönüşlerde nasıl durulduğunu… büyük düzenin ortasında, ve asırların bir minnacık noktasında hiçsin, aslında hepimiz, herkes, tekmil beşer, külliyen bir hiç. Nasıl korkunç, nasıl incitici bir his. Halbuki bir hiç gibi davranıldığı, hiçe sayıldığı için değil; bütün silahlarını bıraktığı, beyaz bayraklarını tertemiz yıkayıp astığı, kazanacak hiçbir kavgası turnuvası kalmadığı için hiçliği kabul edenler de var. Asla ağır değil hafif bir hiçlikte yüzenler. Hiç olmak mevzuuyla barışmış, hiçlikte ferahlık bulmuş kamp kurmuş kimseler. Pessoa gibi ‘ben bir hiçim ve içimde bütün düşleri var dünyanın’ diyenler. Bütün dünyanın düşlerini taşımanın ancak bir hiç olunca mümkün olduğunu fark edenler… Hiç olmaktan hiç korkmadıkları için çok güzel kimseler…

Bilmem keşke elma suyu olsa evde. Yazılar ağırdır çünkü. Elma suyu halbuki… hafif.

İstanbul

Bu yazıyı paylaş...

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Mazi tarafından en son yayınlananlar

Doğmak ve Sağanak

Önce uykudaydım. Sonra uyandım. Tok, kayıtsız bir ses: “Kuvvetli sağanak ben,” diyen,
YUKARI ÇIK