Ben de belki yazdığım kadarım.

Mazi

Şöyle geç sevgili okur. Sana bir hikaye devşireceğim.

Yazılarımdan öyle destansı devrimler beklemedim, düşünce evrenlerinde okurların mucizevi bir evrim yaratacağımı örneğin, tahayyül etmedim. (Kırılmasını istemeyeceğim hayalleri daha baştan kurmamaya meylettim.) Okuyanların yaşamının çekirdeğine, hayati dönüşlerine, duruşlarına, gidişlerine, yolculuklarının pusulasına haritasına mesela yaz vakti Amazon kelebekleri gibi kelimelerimle refakat edeceğime çok ihtimal vermemiştim. Vakıa, şiddetli bir yazma tutkusu tanımladı beni yine de senelerce, ne biriktirsem hep yazıya kurban ettim. Pasaportum, tesellim hatta ekseriyetle temennim yazılarım oldu benim. Derdimi hevesimi kırığımı hep yazarak söyledim sevdiklerime, mektuplarda erittim.

Sonra çok dostane, çok Şişhane bir akşamda en sevdiklerimden birinin daha evvelden hiç tanımadığım bir dostuna rasgeldim. Ne iş yapıyorum diye merak ettiğinde, yazıyorum yazıyorum her kaydıraktan uçurumdan muhakkak bir yazıya yuvarlanıyorum demeliydim. Hiç dedim halbuki, ‘öyle işte, kendi kendime’. Kendi ken.di.me. En sevdiğim bir dostum da bunun üzerine, öyle sitemkar ve himaye ‘Ne münasebet’ diye kızdı, ‘Hamamda Deli Var’da yazılar yazıyor haftada iki kere.’ Meğersem en sevdiklerimden birinin pek sempatik dostu bilmesin mi beni, Hamamda Deli Var’ı okuduğunu, takip ettiğini söylemesin mi?

Yazmak yalnız bir şey de olsa, bulutlu havalarda gariban ve ıssız, bilgisayar karşısında, tek başına kendi başına yaralar deşmek, ümitler kurmak hayaller yıkmak da olsa… Yazmak yalnız yapıldığında bile terapi, öyle bile keyifli, öyle sistemli bir iyileşme hareketi bile olsa aslında. Öyle bile olsa, yazarak dokunmak insanlara, tanımadığın insanlarda kendi sesine rastlamak işte o ne müthiş bir şey. Benim uyuşturucum da bu galiba. Limanım da, fırtınam da, yazılarım, bazen yazılarımın izine sakin sohbetlerde rastlamalarım… Bütün canavarlarım, yunuslarım, meleklerim, seslerim, heveslerim a-ah işte burada.

Ne tezadım varsa, ne mecazım, ayıbım, kaç çentik attıysam üzerine kırgınlıkları saydığım karatahtanın, kaç kağıt karaladıysam, kaç dostu yaraladıysam inadımla, sebatımla, çok muntazam suskunluğum veya çok dikenli, edepli sohbetimle, işte o kadar yazdım, işte o kadar tamamım, yazıyım, yazdığım kadarım, yazıya yettiğim, yazıya sığdığım kadarım- ben. Hep yazıya doğru kanarım bu yüzden ne zaman incinsem.

E şimdi her kim ki okur kabilinden eşlik eder yazıma, kelimelerimi usuna diker, her kim ki herhangi bir yazımda kendini bulmuştur, tuttuğum bir aynada kendi aksine dokunmuştur, bir düğümü çözedurmuştur herhangi bir satırımda… Ey bir dostane Şişhane gecesinde yazılarıma yabancı olmadığını anlatan yeni tanıştıklarım, ey kari/e, ey izleyici, ey yazının burasında duran okur kişisi…

Bu yazı şükranla, sana.

Bir hüner varsa eğer yazıyı döndüren çünkü, kalelerin değil köprülerin inşasında.

İstanbul

Bu yazıyı paylaş...

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*