Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Başkasının yeri

Tercih


“Yerine göre, tercih etmemekle elde edememek aynı şeylerdir. İnsan bazı zamanlarda kendinden sıyrılamaz. Benliğini ezip geçemez. Tek rakibim Türk Hava Yolları diye bir laf vardı. Hani orada kendini hava yollarıyla rakip olarak tanımlayan insan aslında hava yolunun ta kendisi. İnsan ne kadar eksik bilgiye sahipse, o kadar çok zanneder bildiğini. Sizlerin sınav kağıtlarında da var bu. Kesinlikle kızdığım bi’şey değil. Aksine, gençlerle vakit geçirmek hoş bi’şey. Hele benim gibi buruş buruş olmuş ve hemen hemen biraz düşünmek ve biraz konuşmak dışında pek bi’şeye yaramayan birisi için…Benim kızdığım birileri varsa, ayıplama mekanizmasını yenememiş, o duygunun üstesinden gelememiş akranlarımdır. Kıyafete karışırlar, içkiye karışırlar, içkiyi alkol zannederler mesela…bakar mısınız şu kabalığa! Gençlerin sözlerine karışırlar, nasıl davrandıklarına da karışırlar, onlara göre her şey saygısızlıktır zaten. Kendileri saygıdan kırılırlardı çünkü. Bakmayın siz onlara. Toplu taşımada yer verseniz yeterlidir. Daha fazlasına ihtiyaçları yok. Fikirleri değişmeyecek kadar sert yapıda kimseler bunlar. Toplumu da sivriltmekten başka bi işe yaramadılar. Görünüşe bakınca ben de yaşlıyım. Hatta sizlere göre oldukça yaşlıyım. Ölüm hak edilen bi’şeyse mesela, ben çoktan hak etmiş bir durumdayım. Şu odanın içinde ölüm için sıraya girsek birinci çıkarım. Müthiş değil mi, müthiş! Yaşlanmak doğal bir şeydir. Doğadan gelir. Fakat yaşlanmak önlenemese de geciktirilebilir. Sizlerle vakit geçirdiğim için güncel konulardan kopmuyorum. Mesela geçenlerde ders bitiminde içinizden biri yanıma gelip, hocam size kanki diyebilir miyim dedi. Çok şaşırdım. Kanki lafını duymuştum da, niye kullanayım ki? Bizde arkadaş olunur, dost olunur, ne bileyim yakın arkadaşların olurdu. Kanki…kanka ve hatta çıldıranlar var sanırım, torunum da kankslar diye bi’şeyden bahsetti. Çoğul kankilik müessesesiymiş. Neyse çocuklar, bugün öyle deliler gibi ders işleyemedik belki, ama güzel bi süreçti bence. Hadi dışarı çıkın, kışın, baharın, yazın tadını çıkarın. Bilemezsiniz, mevsimsiz bi’yere gitmektir belki ölüm. Düşünsenize rüzgarın saçlarınızı uçurmadığı, güneşin teninizi kavurmadığı, soğuğun ellerinizi, kulaklarınızı uyuşturmadığı bir zamanı…Bana korkunç geliyor, bırakın bunu yaşamayı, düşünmesi bile korkunç geliyor.”

Bu konuşmasından on dakika sonra Mesude hocanın odasına gittim. “Hocam, müsaitseniz biraz vaktinizi alabilir miyim?” diye sordum. Tam bir saat konuştuk. Geçmişi anlattı, bugün ve geçmişi kıyasladı. Bir sürü şey paylaştı benimle Mesude Hoca. Hoca da diyemem ya, arkadaş gibi paylaştı her şeyi. Aramıza bariyer kuran seneleri, diplomaları, sunumları, sıfatları kaldırdı attı o konuşma. Hatta bir hafta sonu bütün sınıfı toplayıp Silivri’deki çiftlik evine davet etti. “Arkadaşlarına söyle, ben servis işini hallederim. Liste çıkarın, gelin doğa yürüyüşü yapalım, uzun uzun sohbet edelim, şehirde alamadığımız nefesi alalım biraz.”
Geçen sene bunlar oldu işte. Mesude hocayla en son bunları yaşadık. O konuşmamızın ardından bir hafta geçti ya da geçmedi, Mesude Hoca kalp krizi geçirip öldü. Üzülmek kelimesi üzüntümüzü tarif edemeyecek kadar yetersiz kalabiliyormuş meğer. Bu, kime üzüldüğümüzle de çok ilgili. Yıllarca aynı çatı altında bir şeyler paylaştığınız insanlar, üniversite hocanız kadar işleyememiş olabilir içinize. Çok normal. Kan bağı ya da bir başka anlaşmayla paylaşılan ortam müthiş uyumun, sarsılmaz arkadaşlığın garantisi değil. Uyum başka bir şey, belki de sihir…

Ben üniversite okumayı bile düşünmüyordum açıkçası. Ailem ısrarcı oldu. Normalde çocuklar bu konuda savaş verir. Ailelerini karşılarına alırlar. Hatta kız çocukları için direkt böyle düşünür bazıları. Pek anlamıyorum ben. Okumayı kendim için fazlalık olarak gördüm. Kitap okumaktan bahsetmiyorum. Okul okumaktan bahsediyorum. Kuzenlerim, annem ve babam üniversite konusunda ısrarcı olunca kimseyi karşıma almamak için sınava girdim. Sınav sonuçlarıyla, puanımın beni nereye götürebileceğiyle de hiç ilgilenmedim. Kuzenim Faruk yardımcı oldu. Kendisi de defalarca sınava girip istediği bölümü kazanamamış bir savaşçıydı. Faruk iyidir ya…

Neticede dört senede gayet tabii bitirilebilecek ve birçok insanın zaten dört senede bitirdiği bir bölümü sekiz senede ancak bitirebildim. Mesude hocadan sonra bırakmam gerekirmiş aslında. Pek bir şey görmedik çünkü. Her gelen müfredat diye bir şeyden bahsetti durdu. Bu sene şunu işleyeceğiz, geçen sene şunu işlemiştik, siz geçen sene benim dersime girmiş miydiniz, bu dersi alttan alan var mı, o dersi alttan alan yok mu…
Benim için son derece anlamsız konular bunlar. Koskoca sekiz senenin tek bir kazanımı var; Mesude Hoca. Varlıklı bir ailenin kızı olarak Denizli’de dünyaya gelmiş, sonra İstanbul’a gelmiş, oradan sonra kısa bir yurt dışı deneyimi edinmiş, sakin ve açık biri. Karşısına geçip direkt anlayacağınız şey Denizlili olması değil, açık biri olmasıdır. Ben de insanların memleketlerini konuşmalarından ya da hareketlerinden çıkarabilenlerden değilim. Sıkıntı yok sevgili okur.

Belki üniversite okumak tercihim değildi, ama kim olmayı, kime benzemeyi tercih ederdin diye sorsalardı, hiç düşünmeden Mesude hocanın ismini söylerdim.

Doğrular ve yanlışlar herkes için. Elbette herkes kendisi için, sevdikleri için en güzelini, en doğrusunu ister. Fakat güzel de doğru da şartlara göre, kişilere göre değişir. Doğrunun çokluğu hoş bir şey midir? Yanlışın kimse tarafından beğenilmemesi ya da istenmemesi normal midir? Bir başkasına göre Mesude Hoca örnek alınmaması gereken biri gibi görünebilir. Bu onu yanlış biri mi yapar? Cevap bekleyen onca soru var. Mesude hocam, keşke yakınlarda bir yerlerde olduğunuzu bilsem. En azından Emek Cafe’de çay içiyor olsanız mesela. Öyle bir ihtimal de kalmadı ortada. Neyse, işimin başına döneyim. Günler böyle geçecek işte…
Plan program yapmayınca denk gelenle yetiniyorsun demek ki…

(İllüstrasyon: Murat Miroğlu)

Bu yazıyı paylaş...

Tags:

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Tercih tarafından en son yayınlananlar

Tercih / Hicret= Göç

Bu ayki Okur Yazısı sevgili Elif Kartal’ın kaleminden… Hem de üstelik eski

Ve minör panikler.

Hayata bakkal başlıyorsun, holdingleşmeye çalışıyorsun sonra yolda bir şeyler oluyor falan filaaaan

Cambaz

Yaşamın orta yerinde beliriveren çizgiler etrafında dolaşıp duruyoruz. Koca koca sıfatlar yükledikleri
YUKARI ÇIK