Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Balina da çok sever maviyi.

Mazi

Henüz uyku vaktiydi muhtemelen okurun, duraksayan bir adımın ve ben niye hiç avokado yemiyorum yakışmıyor belki. Belki bu grilik bende bir karakter hali, bir huy bir niyet. Bu grilik bende belki bir kimlik denemesi. Niye kahve içmiyorum hiç, tadı çok acı. Niye bile kimse kırılmasın takıntısı bende böyle güçlü hüküm sürmekte. Büyük gözlü bir “her şeyyolunda mı, inşallah herkes pekiyi” merakı bende mütemadi. Belki zinhar bir alakası yok benimle, bu grilik belki sadece bir İstanbul meselesi. Sabah belki 7’de uyanırsa insan bir ona açılan bir sırrı olacak bir İstanbul’un. Veya az uyuduğuyla kalacak o da çok acıklı olacak ama şairane değil. Biz, bilirsiniz bir süredir deneme yazıyoruz, bir süredir manzume. Her griyi alıp neticede şiir yapmıyoruz ki. Hem… maviler daha güzel.

Maviler daha krem alıp sürüyoruz – bütün balina köşelerimize. Bütün mukayeselerimize, bakıp da yani “Ah be Dilara yine mi beceremedin” yörelerimize: mavi. Rüyalarımızı bazen anlaşılmaz bir lisanda görüyoruz ama Türkçe yazmaya yakıştırıyoruz en çok – kendimizi. Ne çok uykuya “bu sözü bir kenara yazmak” gayesiyle daldım, ve muazzam rüyalar gördüm akabinde fakat sabaha kenara bir satır not almamış olarak uyandım. Sevgiliadamın dediğine göre çok rüyamda ekseriya şimdiye dek anlaşılmayan bir lisanda mırıldandım. Zaten anlaşılmayan bütün şeylerin rengi mavi, tüm sevdiklerimin, rüyalarda çözmeye yeltendiklerimin rengi hep mavi. Ben prenses kızlar gibi pembeyi hiç sevemedim ki.

Bundan iyisi can sağlığı ve içinde bir nebze sabah ışıklarıyla çok deniz, çok yeşil bir İstanbul sabahı. Bundan iyisi soğukta sabah koşusu, ve güneşli havada kış rüzgarı bundan iyisi. Şehirde sabah daha güzel hava hala aydınlanmamışken, kimse bendeki hiçbir tedirginliğe henüz aymamışken. Çünkü sanki bütün gizemleri çözecek, bütün sohbetleri en alasından bir tespitle bölecek kadar bu vakitte insan muktedir hissediyor kendini. Sesini bütün hikayelere, can alıcı dizeleriyle bütün kasidelere yakıştırıyor.

Oysa sesimde zinhar bir timsaha, bir kaplana, leopara benzemeyen ve hiçbiri ötekinden zerre haz etmeyen tavşanlar ve tavuklar cirit atıyorlar. Hep biraz acıyan eski bir yarayı kaşıyorlar bu vesileyle, ve bunun önemini anlamayan insanlar daha az ciddiye alıyorlar o vakit beni. Halbuki bazen ben dünyaya balinalardan bahsetmeye gelmişim. Yunus hususu açılınca samimi bir hayret göstermeye. Ben mavileri sevmeye gelmişim belki, belki bir lâcivert mühür edinmeye. Her şiirin bir sesi bir rengi var; benimki habire mavi. Bunun sebebini öğrenmeye gelmişim dünyaya belki.

Ve diyor ki annem, konuşmasan da bakışından anlamak çok kolay seni. Diyor ki, demediklerini tahmin etmek çok mümkün. Annem bana diyor ki, bazen anlatılanlara inanmadığın çok belli ve bütün keyfi kaçıyor o vakit sohbetin tabii ki. Oysa derdim gücüm mavi benim, derdim gücüm balina. Bazen sevgiliyle konuşurken illa bin tonluk bir sembol yüzüyor sohbetin ortasına. İlla bir balina sızıyor çatlaklarından kimliğimin. Sevgili bir tek sevgilinin gülebileceği bir gülüş gülüyor o vakit. Ömür bir tek sevgilinin göreceği kadar semavi oluyor. Sonra yine kemansız bir müzikle yazıya ve uykuya dönülüyor tabii.

Sonra sabah bu saatte bitiyor uyku. Sonra bir mavi oluyor şehir, anlatması güç. Ve nasıl dokunuyor o camgöbeği bunu yazana. Nasıl düğüm düğüm yapıyor sesini, ve boğazına takılıyor bu şehrin bütün köprüleri – bunu yazanın. Yeşil çay aslında bu duruma nasıl yakışıyor, veya vakit sabah değil gece olsa bir kadeh beyaz şarap belki. Hep yeni bir yazıyı kurguluyor ve hep aynı endişeleri örüyor uykuda ve ayıkken bunu yazan- fakat…

Rüya görmezse biliyor musun, sakinlemiyor insan.

Bir de tabii balinaları sevmediği zaman.

İstanbul

Bu yazıyı paylaş...

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Mazi tarafından en son yayınlananlar

Doğmak ve Sağanak

Önce uykudaydım. Sonra uyandım. Tok, kayıtsız bir ses: “Kuvvetli sağanak ben,” diyen,
YUKARI ÇIK