Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Babaannemin Telefon Defteri

Cüret

-Oğlum gel hele gel. Şu Terminur’u bulasın.

Babaannem kara kaplı, keçeden telefon defterini uzattı. Yine başlıyorduk.

Defterin sağ tarafında alfabenin harfleri yukarıdan aşağıya doğru altın rengiyle diziliydi. T sayfasını açtım. Sayfanın sol tarafında isimler, sağ tarafında ise telefon numaraları vardı.

-Hangi Terminur babaanne? Terminur Ankara, Terminur Köy, Terminur Yayla var burada.
-Yazın şimdi da. Terminur Yayla’ya bakacasın.
-Bunların hepsi ayni kişi mi ki? Terminur Yayla şuradaki numara.

Cevap alamadım. Babaannem Terminur Yayla’nın yanına silikçe, kareye benzer bir şekil koydu. Kalemi tutamıyor gibiydi. Okumayı bilmediğini biliyordum, ama okuyamayanların kalem tutamayabileceğine o zamanki aklımla vakıf değildim.

“Yoh” dedi “Terminur Köy başka”. Terminur’un köydeki numarasının yanında ise yarım aya benzer bir şekil vardı. Belli ki hatırlamadığım bir zaman o numara da aranmıştı. Yarım ay aynı siliklikteydi.

-Elo Terminur. Ne ediysin?

Babaannemin salonun halısına bakarak arada gelen “he, he” tasdikleri, Terminur’un ahizeden arı vızıltısı gibi gelen sesine karışıyordu. Konuşmanın ortasına doğru ahizeyi göğsüne sıkıca bastırıp , gözlerini halıdan kaldırıp bana doğru ‘bizim Terminur değil’ dedi ve ekledi ‘Bu tigeriymiş’.

Terminur’un yayladayken kullandığı telefon numarasının yanındaki az önce çizdiği silik karenin içini tamamen doldurdu. Bu sefer de silik karesini Terminur Ankara’nın yanına iliştirdi. Konuşma yarım saate yakın sürdü. Babaannem bu sürede Ankara’daki Terminur ve eşrafıyla alakalı tüm olan biteni öğrendi. Kendisiyle alakalı çok bir havadis vermedi:
“He iyiyim nasi olam. Çocuklar gidip geliy. Torunlar burada”. Torunlar burada derken kafamı okşadı. Telefonu kapattı.

-Babaanne servis gelecek.
-Tamamdi daa. Seher’i göster.
Telefon defterinin S sayfasını açtım.
-Altı, yedi tane Seher var. Kim yazdı yahu bu telefon defterini?
-Seher Ali’nin karısı olan. Bizim cevizliğin yanındakidi daa.
-Babaanne Seher Yan Cevizlik diye bir isim yok. Seherin köy numarasına mi bakayım?
Babannem Seher Köy’ün ilk harfine işaret ederek:
-S ha bu, eyle mi?

Yukarıdan aşağıya s harfini eliyle gezdirdi Seher köyün yanına küçük bir yıldız iliştirdi. Telefonu çevirdim.

-Elo, Seher ne ediysin?

Babaannem bir süre de Seherle konuştu. Yayladaki Terminur diye aradığı Ankara’daki Terminur’un haberlerini yansıttı. Yine kendisinden çok bir şey vermedi. Konuşma bitince bana döndü:

-Seher Trazban var mı orada?
-Var.
-Bu T’dir, eyle mi?

Seher Köy’den Seher Trabzon’a bir ok çizdi. “Trazban’a gidiymişler” dedi.

Seher’in Trabzon’a gitmesiyle zerre ilgilenmiyordum. Aklım servise geç kalma ihtimalindeydi. Böyle olursa okula kim bırakacaktı bilemiyordum. Ne zamanki aşağıdan korna sesi geldi, babaannem aceleyle önlüğümü giydirdi ve beni ‘mökkem öğrenesin’ diye yolculadı.

Merdivenlerden inerken bugünün görüşmelerinde Terminur’un en şanssız olduğunu düşündüm. Babaannem hem Seher’in hem de Terminur’un en yeni lakırdılarına hakimdi, Seher ise Terminur’unkilere. Terminur ise sadece söyledikleriyle kalmıştı. Acaba onlarda da babaannemdeki konuşma heyecanı var mıydı?

****

Babaannem 1980’lerin başında Doğu Karadeniz’den İstanbul’a taşınmıştı. Onunki köyden küçük şehre, oradan da en büyük köye geçiş hikayesiydi. Bazı insanlar gibi hassasiyetleri sorulunca söyleyenlerdendi. Okumak isteyip, okutulmayanlardan olduğunu öğrenmenin yolu buydu. ‘Okusam iyi olurdu’ sözünü belki biraz burukça demesi bundandı.

İlkokula uzun sure babaannemden gittiğim için servisin beni almadan önce yukardakilere benzer anları çokça yaşadım. Defterindeki aradığımız isimler değişse de, beni yanına oturtup konuşmaları öncesi deftere beraber bakışlarımız ve konuşmalar süresince yan yana oturmalarımız değişmedi. O kilometrelerce uzakta olsa da, ‘görestiği’ tanıdıklarıyla iletişimde kalmaya saygı gösterirdi. Size yalan söylemeyeceğim. O zamanlar, her Allah’ın günü telefon defterinden zerre tanımadığım akrabaların isimlerini bulmak canımı sıkardı.

Size bu hikayeyi anlatma sebebim konuşmalardan yirmi otuz sene sonrasında yine aynı salonda gördüklerimle alakalı.

****

Yakın bir zamanda arkadaşlarla bir gece buluşması sonrası ev ahalisini rahatsız etmemek adına babaannemde kalmaya karar verdim. Uyanmasın diye sabah beşe karşı kapıyı açtığımda babaannemin içerden bağırtısıyla başıma gelecekleri anladım: ‘Hele bak. Bu sabah bu akşam. Napiydin kız mi araydin’. Kapıyı kapatırken ‘He babanne kiz araydim. Bulamadım yanına geldim aha’ dedim ve salondaki kanepeye yığıldım.

Ne kadar sızmıştım bilmiyorum ama babaannemi salonda gördüğümde eve girerkenki karanlık dağılmış gibiydi. Kara keçeli defteriyle bu sefer karşı kanepede oturuyordu. Kafamı biraz daha uyumak umuduyla yastığın altına koydum. Geceden kalma olmam babaannemin umurunda değildi. Yine sızmış olmalıyım ki ‘He. Iyi edeysin iyi edeysin. Tamamdır gözlerinden öperum. He’ sözleriyle uyandım.

Babaannem telefonu bırakıp mutfağa doğru ayaklandı:

-De haydi da. Kalk yemeğine. Su içindeyimdi daa, bi de keyfini eyleyecez.

Mutfağa doğru yine yavaş yavaş yürümeye başladı.

Aradan yıllar geçmesine rağmen ilk aklıma gelen, telefon defterinde isim arama serüveninden iyi yırttığımdı. Allah’tan aşağıda bekleyen bir okul servisi yoktu.

-Geliyorum babaanne diye bağırdım ve karşı kanepeye yöneldim.

Telefon defterini açtım. Ve birkaç dakika sayfaları karıştırdım. Kareler, yuvarlaklar, dolular, boşlar… ilk dokunuşlarını gördüğüm defter, A’dan Z sayfasına kadar Joan Miro tablolarına dönmüştü. İsimlerin ve telefon numaralarının yanı üzerinden birkaç kere geçilmiş şekiller ve çizgilerle doluydu. Bazı isimlerin yanında renkli fosforlu kalem izleri… Ayrı ayrı semboller, ama topyekûnda anlam veremediğim bir ahenk. Benden sonra acaba kimleri yanına oturtmuştu? Yoksa kendisi mi deneme yanılmayla bir şeyler yapmıştı? Emin olamadım.

Nasıl yaptığını düşünürken, ne yaptığının ihtişamını geç idrak ettim. Hala okuma yazma bilmiyordu, ama sembolleri ve belki de bazı harfleri hatırlaması ona yetiyordu. Sorularını sorarken altmış kış görmüştü, şimdi ise doksanıncı yazına çok yakındı.

‘Keyfimi eylemek’ için yaptığı kuymağını yerken, babaannemin hayatta yapamadıklarına karşı cüretini ve bu cüretin mükafatlarının gecinden de olsa geliyor olduğunu düşündüm.

Belki seksen doksan yıl alıyordu. Ama geliyordu.

Bu yazıyı paylaş...

Tags:

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Cüret tarafından en son yayınlananlar

Sıcak Mevsim Laciverti

Ben sıcak mevsimlerde büyüdüm hep. Güneş etrafında bir turu hep yazın döndüm.

Tek yönlü bir bilet

Gözlerini açtı. Korkunç bir baş ağrısı. Gözlerini kapattı. Burnu da tıkalı sanki.

Kat 3, Daire 5, Tayfun

Bazı cezalar, bazı kuralları ezip geçmek için davranacaklara engel olmaz. Benim hayatımın
YUKARI ÇIK