Ayrıntının vahşi özerkliği

Mazi

Susan Sontag fotoğrafın tesirinden dem vurduğu bir nesrinde “Modern olmak demek ayrıntının vahşi özerkliğinden mest bir hâlde yaşamak demek” buyurmuştu. Bir nevi tenkitti bu, bir tür tespit ve esasında fotoğraflanmayanın tarihteki geçiciliğinden bahsediyordu. Cins olan fotoğraflanıyordu. Fotoğraflanan kalıyordu. Ve kalan, hep ayrıntı oluyordu.

Ayrıntının özerk ve bağımsız oluşu halbuki harikulade, ayrıntının yani hayatın bütün diğer güçlerinden azade, bütün tamlarından tamamlarından hayatın, ayrıntının hayatın tekmil berkelamından kıymetli olması… bence çok güzel. Ayrıntının bütün genellemelerden yavuz olması, bütün büyük laflardan, mevzulardan, konseptlerden, ve hantallıkların hepsinden daha pehlivan olması. Bilmem sence de çok muhteşem değil mi?

Bence çok güzel, parmağımda küçükken kalemi kendime mahsus (bence daha sahici) şekilde tuttuğum için büyüyen ve bir daha tövbe küçülmeyen nasır. Yani teferruatı bütün bir yazarlık hevesimin, yazarlık kariyerimin en küçük ayrıntısı, en tali kısmı, esas işte o tafsilâtın gösterdikleri güzel. Çok güzel bence, sadece sevgiliadamın yüzümde bulduğu sır, sadece onun bulduğu bulvar yüzümdeki benlerde, öyle bir ayrıntıyı bulmak için çünkü, yüzündeki benlerde bir bulvara rastlamak için birinin, bilfiil aşık olmak lazım sahiden de.

Çok güzel, Disney ve Pixar’ın ekser çizgi filminin habire bir yerinde A113 yazan sahneler, A113’ün sırrını keşfedince. A113, Kaliforniya Sanat Enstitüsü’nde bir derslik adı, burada derse girmiş Pixar ve Disney çalışanlarının vefa parolası: A113. Kentucky Derbisini her sene mesela biri kazanıyor, fakat bu sene belki başka. Belki yarışın tarihinde ilk kez galip Rosie Napravnik adlı bir kadın jokey olacak. Yarışı kimin kazandığının ne önemi var, diyecek belki ayrıntının kuvvetini anlamayan hörgücü ağır bir deve, ne var ki diyecek, yarışı kimin kazandığı da Ayrıntı.

Ayrıntı her daim ehemmiyetli, mühimse demek ki hayatın ta kendisi, yumuşak karnı hayatın: ayrıntı. Ayrıntı anahtarı bütün hikayelerin, bütün insanların, bütün karmaşaların. Bütün memleketlerin, bütün haberlerin kalp atışı… Mevzu bahis bir şeyse ötesi teferruattır’mış ya işte, teferruat esas hayatın aslı.

Mesela sirkler, sihirler, egzotik memleketlerin heybetli hayvanlarına yakın olmak fikri güzel fakat… Ayrıntı: filler sirklerdeki absürt hareketler için boğa kancası denen ayı yarması bir mızrakla eğitiliyorlar. Los Angeles’ta yeni çıkan bir yasa şimdi yasaklıyor: sirk sahipleri bundan böyle boğa kancası kullanamayacaklar. Boğa kancası kullanamayacak sirk sahipleri egzotik hayvanları sirkte tutamayacaklarını söylüyorlar. Filler demek sirklerde kancasız durmuyorlar. Bunu bilerek git artık sirklere. Bu bir adet ayrıntıyı düşünerek: bak bütün resim bozulacak.

Anne Dillard “günlerimizi nasıl geçirdiğimiz ömrümüzü nasıl geçirdiğimizdir” diye yazmıştı bir keresinde çok sevdiğim bir kitabın bir yerinde. Yani hayat, ayrıntılanarak, ayrıntılayarak birikir, bir insan, bir ömür, yani bir cümle dediğin şey de milyonlarca ayrıntıdan mürekkeptir – denebilir. Kaçına bakarsan ayrıntının, kaçına dalarsan, inanır güvenir ve kaç ayrıntıya tutunursan hayatta, o kadar varsın. Günlerini ne kadar ayrıntıya feda edersen, o kadar çoğalacaksın…

Ayrıntı gündeliğin sağanağında kaynayandır işte yevmi düzenin düzlüğünde rüzgara dolanan; halbuki esas ona bakmak lazım. Ben ofiste yokken baylan bonzaimi sular dostlar, dostlar yazılarımın hesabını tutar, dostlar beni tanırlar hangi yemeği hangi mevsimi hangi kelimeyi sevdiğimi… Bana çok doğru şeyler söyleyenler bazen en kısa bir lafla söylerler en doğru şeyleri. Beni en sessiz ve iyi babam anlar, hayalini sen seç der mesela upuzun başka bir sohbetin kısacık bir yerinde. Ve hayaline giden adımlar at. İşte bunlar hep teferruat.

Bence böyle vahşi, ciddi ve düpedüz kuvvetli hali teferruatın, bu her şeyi toplayan, anlatan, alıştıran, düzelten iyileştiren durumu ayrıntının: işte esas o muazzam bir saltanat.

İstanbul

Bu yazıyı paylaş...

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*