Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Aynı

Kör Nokta

Uzun süren sessizliği bozdum. “Yokmuşum gibi davranırsan, bokmuşsun gibi davranırım” diye bağırdım. Kerem abim istifra ediyordu. Kasada açık çıkmış, bak sen…

Sabah 07:14, Sarıyer sahil.
Siyah bir kartala dört yakın arkadaş doluştuk. İstanbul’u yeniden fethedeceğiz. Kafamız çok güzel. Yaygın ifadeyle “off günümüz”. Hayatın kısa olmasıyla da ilgimiz kalmadı. Keşke daha kısa olsaydı diye hayıflanan iki arkadaş bile var içimizde. Bizi de ikna ederlerse, sonumuz son bugün.

Aynı sabah 08:23, Kilyos.
İçimizde yüzmeyi en iyi beceren arkadaş, birazdan Karadeniz’e açılacak. İsmi Cüneyt, soy ismi Korkusuz. Bir önceki gece çeşit çeşit alkole teslim olmuşuz. Tutturdu, yüzecek. Sanırım birkaç dakika sonra Cüneyt ölecek. Ebedi uyku ifadesi insana ait. Hiçbir şeyin farkında değilmişiz gibi gelişiyor her şey. Sahi, Cüneyt’in ne işi var denizde? Ve daha birçok soru sormak istiyorum. Yasalara göre, arkadaşının intiharına göz yummuş üç aptal var Kilyos’ta. Keşke biri görse de müdahale etse diyorum içimden. Fark edilmemiz gerek Cüneyt denize girene kadar.

Değişik bir akşam, 22:04, Nişantaşı.
Yakın bir akrabamın genç ve yakışıklı oğulları Ümit, sevgilisinden ayrılmış. Babasından ödünç aldığı arabayla atlayıp bana gelmiş. Kapıyı çalmış duymamışım. Telefonum titriyor, ekrandaki ismi bilmiyorum. Bilmeyince de açmıyorum. Ümit geri dönüyor. Artık nereye gitmişse, yolda ufak bir kaza yapıyor. Çarptığı araçtan çıkan iri yapılı erkekler tarafından tartaklanıyor. Ben uykunun en güzel yerlerinde gezintideyim. Amerika seyahatine çıkmışız. Neşe vardı Silivri’den. Ne alakaysa o da yanımda. 17 yaşımda, yazlık yerleşimin kuytularında, çok alkol aldığım bir gece babasını dövmüştüm. Sanırım barışmak için çıktık bu yolculuğa. Bilinçaltı işte, neleri nasıl doldurduysam artık…

95 senesinin son haftası, öğlen 12:07
Halaskargazi’de rehin alınan bir banka çalışanı, son arzusunu mırıldanır. Bağışlanmak için bir şeyler söyler. Filmlerde de görmediğim çirkin bir sahnedir bu. Soyguncu şubenin tavanına sıkar. Bağırış çağırış arasında parayı alır ve kaçacağını zanneder. Kapıda vururlar, soyguncu elinde para dolu bir çantayla düşer. Düşerken en son bana bakar. Aradan yıllar geçer, 2000’li yılların sonunda Asmalımescit’te tanışırız. Aksak bir adamdır kendisi. Hayatını anlatır. Anlattığı hayatında ben de varımdır. Bozuntuya vermem. Cüneyt’i arayıp başka bir mekana geçerim. Dünya niye bu kadar küçük ki?

Pilav günü, akşamüzeri 14:47
Mezuniyetin üzerinden seneler geçmiş. Hiç sevmiyorum eski arkadaşlarımı. Yeni arkadaşlarım için de ölüp bitmiyorum, ama daha katlanılır buluyorum bazılarını. Akşam maç var. Pilav gününden sonra zoraki görüşmeler devam edecektir. Maç güzel bahane. Kombinem bir işe yarıyor. Yoksa maç izlemekten de keyif aldığım söylenemez. Saadet’in tipe bak, üç kere evlendi, üçü de başarısız. Ulan ne gerek var evlenmene. Evlenmeden yaşanmıyor sanki. Of be Saadet, sen müthiş bir insandın. Üç kere niye evlendin ki?

Zorla katıldığım caz konseri, akşam 21:34
Emrah var mahalleden. Sevgilisi bi’şey çalıyormuş. Bir enstrüman, adını söyledi de unuttum. Benim için o kadar anlamlı değil. Emrah gururlu ama. “Iğbi ıkşım bikliyırım kisin” dedi. Mecburi hale geldi konsere gitmek. Ben kalabalıktan sıkılıyorum. Görünmek ya da görmek isteyen biri değilim. Merak da etmiyorum işin aslı. Konserden önce berbere uğrayıp saçlarımı kestiriyorum. Çırak Mete’den abuk subuk şakalar. Manyak manyak şeyleri benimseyemiyorum.

Sabah 05:00, Ankara.
Ankara’yı seviyorum. Şehir hakkında şunu bunu derler ama ben burada bulunmaktan mutluyum. Hem İstanbul’dan uzaklaşmak da iyi geliyor ara sıra. Bilgisayarımın çalınmasına üzüldüm sadece. Keşke çalınmasaydı. Neyse, günaydın.

Her şey devam ediyor.


(Gif: Murat Miroğlu)

Bu yazıyı paylaş...

Tags:

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Kör Nokta tarafından en son yayınlananlar

Biraz yaklaşın lütfen.

7 Eylül sabahı İstanbul yolunda ve konum olarak Çanakkale çıkışında, karınca kararınca

Bir İnsan Bir Orman

Hiç güneşe koymadım halbuki… Bilerek değil, tam olarak bilmeyerek de diyemem ama

Bir Falın Tasviri

Mayıs ayıydı, falımda hasret çıkmıştı. Unutmam o mayıs ayını. Hep aynı çitle

Açısı On Beş Derece

Nerede yardıma ihtiyacı olan bir nokta görsem, nefes alabilmesi için bir miktar
YUKARI ÇIK