Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Yazar

Pınar Dinç

Pınar Dinç 12 yazı paylaştı.

mm
Pınar 1985 yılında Adana’da doğdu. Dört aylıkken İstanbul’a geldi. İlkokul yıllarını bol bol tenis oynayarak ve ders çalışarak geçirdikten sonra Koç Lisesi’ne kendi isteği ile yatılı olarak başladı. Bilgi Üniversitesi’nde Sosyoloji okudu, Uluslararası İlişkiler’le yan dal yaptı, ama Uluslararası İlişkiler’den çok Türk Siyaseti ve Milliyetçilik çalıştı. Sonra Koç Üniversitesi’nde tarih ve toplum çalışmaları yüksek lisansına başladı, evlendi. London School of Economics’te siyaset bilimi doktorasını bitirdiğinde artık eski Pınar değildi, evli de değildi, ve Bade adında dünyalar güzeli bir kızı vardı. 2017 yazında İsveç’in Lund şehrinde yaşamaya başladı.

‘Sen git çay koy, ben çok şaşırdım…’

Bir demli çay

Luka için… (2003-2019) 2003 yılının sonundayız ve ben daha çocuğum. Paşa çayı verseler içine beş tane kesme şeker atıp içecek kadar çocuğum hem de. İşin kötüsü ne kadar çocuk olduğumun farkında bile değilim; kaşlarım ince, saçlarım sarı röfleli, aklım bir karış havada. Ama tıpkı küçük bir çocuk gibi hayvanları çok seviyorum. Rahmetli Başar’a bana ‘Elmyra’…

Devamını oku

‘Tırnak İçinde Tercihler’

Tercih

Bendeki hatıralarını bile bile o pub’a gitmeyi tercih ettim. Eskiden yalnızca 33’lük bardaklarda ve 9 liraya satılan biralar şimdi 50’lik bardaklarda ve 16 liraya satılıyormuş. İçkiye her gün gelen zamlarla beraber insanların artık evde rakı yapmayı tercih ettiklerinden konuştuk bir süre garsonla. O pub’a gittim çünkü o mekânın bana hatırlattıklarını unutmak zorunda olmadığımı biliyorum artık…

Devamını oku

Tek yönlü bir bilet

Cüret

Gözlerini açtı. Korkunç bir baş ağrısı. Gözlerini kapattı. Burnu da tıkalı sanki. Uyuyacağım, biraz daha uyuyacağım diye düşündü, ama baş ağrısı galip geldi. Yataktan kalkıp mutfağa gitti, bir bardak su ile ağrı kesici içti. Oturma odasındaki mavi koltuğa attı kendini. Oturduğu koltuktan etrafına baktı. Evine. Evine? Burası onun evi miydi? Bu eşyalar ona mı aitti?…

Devamını oku

Takvim bir yalan

Takvim

‘Bu bir kabus!’ diye düşündü. Bir zamanlar -belki yıllar önce belki daha geçen gün- sevdiği, seviştiği, özlediği, bir sürü şey paylaştığı bir insan başka bir zaman gelince -belki yıllar belki günler sonra- nasıl da bir yabancıya dönüşüyordu? Öyle yabancı ki mesela, daha önce hiç gitmediği bir şehre giderken bindiği uçakta tam da şu anda önlü…

Devamını oku

Bahane uydurma

Bahane

‘Bana bahane uydurma’ diyorum küçük çocuğuma. Yalanlarına, yanlışlarına, her türlü ayıplarına sonsuz bir pişkinlikle bahane uyduranlardan nasıl sıdkım sıyrılmışsa artık, henüz beş yaşındaki kızıma bahane uydurmanın güzel bir şey olmadığını, yaptıklarımızın sorumluluğunu almamız gerektiğini, hata yapsak bile yanlışımıza bahane uydurmak yerine nerede hata yaptığımızı kavrarsak aynı hataları tekrarlamayacağımızı açıklıyorum. Beni ne kadar anlıyor emin değilim.…

Devamını oku

Yol ne güzel şey. Gitmek ne güzel.

Yol

Ben küçükken babam iş seyahatlerine bizi de götürürdü. Dört kişilik çekirdek aile arabaya biner değişik şehirlerdeki çimento fabrikalarına giderdik. Gittiğim yerlere dair çok şey hatırlamıyorum, belki hatırlanacak yerler de değildi pek. Ama ailece yolculuklarımızı çok iyi hatırlıyorum. Şahit olduğumuz trafik kazalarını, babamın direksiyonu müzikal bir enstrüman gibi kullanarak radyoda çalan melodiden bağımsız yaptığı müziği ve…

Devamını oku

YUKARI ÇIK