Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Annem ve Bütün Kız Kardeşleri

Kadın Kahramanlar

Annem Ganj Nehri’nin kıyısında, Pataliputra şehrinde doğmuş. 7 erkek kardeşi ve üç kız kardeşin olduğu bir ailede büyümüş. Kız kardeşler bir araya geldiğinde mutfak lakırdılarla dolar, ve bu saatlerce sürermiş. Seneler geçtikçe, nadiren tekrarlanan bu buluşmalarda, ben de bu kız kardeşlerin hususi hikayelerine denk gelirdim.

Gençlik

En büyük teyzem gençliğinden itibaren atletizme büyük bir sevgi beslemiş. Anneannemin başka yol olmadığını görüp desteklemesiyle yerel badminton liginde de oldukça başarılı olmuş ve bunu dedemden gizleyebilmiş. Güneşli bir Aralık sabahında, aşağı yukarı 15 yaşlarındayken, teyzem erkenden uyanmış. Saçlarını iki yandan örüp mavi kurdeleler bağlamış, ve baştan aşağı beyaz giyinip okula gitmek üzere evden çıkmış. Dedem nehir kenarındaki sabah yürüyüşünden dönünce büyük kızının Cumartesi günü “özel bir eğitim” için neden okula gittiğini anlamamış. Gazetesini ve çayını bırakıp okula kadar gitmiş. Orada, senelik spor günü için hazırlanmış pankartları görmüş – İngilizlere kadar giden bir gelenek. Tüm ebeveynler davetliymiş, hatta komşu okullardaki öğrenciler bile. Dedem, kapıda teyzemi sormuş, teyzemin sınıfına gitmiş, ve sonunda atletlerin valiyi selamlayıp yürüyüşe başlayacakları futbol sahasına varmış. En büyük kızının bir sahada erkeklerle yanyana yürüyeceği fikriyle deliye dönen dedem, teyzemi sırada bulmuş, kulağından tutup aceleyle oradan çıkarmış. Hiçbir soru sormadan, hiçbir açıklamaya gerek duymadan. Bir çekçekle eve dönmüşler. Teyzem, bütün yol boyunca ağlarken, dedemin yüzü kıpırtısız bir taş gibiymiş. 10:00’da başlaması planlanan badminton maçına teyzem hiçbri zaman yetişememiş, ve bir daha hiç oynamamış. O gün sonra dedem teyzeme şekerler almış ve o uyurken sabaha kadar başında oturup gazetesini okumaya devam etmiş.

Evlilik

Büyükannemlerin evinde bir yaz akşamı geç bir saatti ve ben hala çok ufaktım. En büyük ikinci teyzem Delhi’den yanımıza gelmişti bizi görmek için. Son görüştüğümüzden beri birkaç yıl geçmişti. Son gece, annem valizini yaparken, teyzemle ben bir seyahat programı izliyorduk. Seneler önce dedi teyzem, bu seyahat programı ulusal kanalda siyah beyaz yayınlanırken de onu izlemeye bayılırdım. Sunucu Kaşmir’in dağlarını şiirsel bir dille anlatırdı, Kerala’nın sularını, Odişa’nın çılgın ormanlarını. Her gün seyahat ettiği, şahane manzaralara şahit olduğu ve dinlemeye razı olan herkese bu maceraları anlattığı bir hayattan iyisini düşünemiyordu. Hint filmlerinde konudan bağımsız olarak karakterlerin bir anda İsviçre Alplerine veya farklı dış mekanlara bir anda ışınlandığı sahnelere bayılıyordu. 18 yaşını bitirdiğinde iki senelik “Ev Bilimleri” okumaya zorlanmıştı, kadınlara iyi bir ev hanımı olmayı, ve örneğin mükemmel ananas pastaları yapmayı öğreten bir “zanaat”. O zamanlar yaygın kanı, kadınların bilim veya sosyal bilimler öğrenmesinin belalarını aramak anlamına geldiği yönündeydi. Teyzem mezun olduğunda 35 yaşında bir adamla evlendirilmişti. Bir buçuk sene sonra ise evine geri döndü, kaybetmiş hissediyordu. Başlık parasının az olması sebebiyle gördüğü kötü muamele artık dayanılmaz hale gelmişti. [Tercümanın notu: Hindistan’da başlık parasını erkek değil kız tarafı veriyor.] Eşinin ailesi, aile arkadaşları ve komşuları evliliğini bırakmamasını tavsiye etmiş, ve ailesini utandırmamak için evliliğinin düzelmesi için uğraşmasını salık vermişlerdi. Evlenmeyi bekleyen başka kız kardeşleri vardı ve teyzemin boşanması onların müstakbel eşleri tarafından da kötü görülecekti. Yine de teyzem boşanma davasını açtı, Pataliputra’nın kuzeyinde ufak bir kasabaya taşındı. Bir kırsal gelişim bankasında iş buldu ve şimdi sık sık Kuzey Doğu Hindistan’da kasabaları gezip kadınlara bankacılığın faydalarını ve büyük şehir maceralarını anlatıyor. Arka bahçesinde mango ve guava ağaçları olan geniş bir malikanede yaşıyor.

Doğum

Annem ve en küçük kardeş birbirine tek yumurta ikizi kadar benziyordu. Örgüleri ve pembe kurdeleleriyle ortalığın tozuna attıran bir ikililerdi. İkisi de hiçbir şenliğe yanında öteki olmadan gitmiyordu. Bütün şekerlerini daima paylaşır ve hiçbir zaman diğerini karanlıkta yalnız bırakmazdı. Evlilik çağına geldiklerinde ikisi de eyaletin güneyinden ailelere gelin gitti ve ikisinin de ilk çocuğu bir erkek oldu. Teyzem daha sonra bir kız çocuğu doğurdu, dünyanın en ufak şeyi, ve adını Lovely koydular. Küçük kız ciddi fiziksel anomalilerle doğmuştu, ve hiç durmayan burun kanamalarına rağmen doktorlar ona bir teşhis koyamadılar. Ciddi bir mikrop kapıp yüzündeki pigmentasyonu kaybetmeye başladığında da seruma bağlandı. İlk doğum gününü bile kutlayamadı. Cenazesini hatırlamıyorum ama eminim Ganj Nehri’nde onun için bir cenaze odunu yakılmıştı. Hala hastalığının ne olduğunu bilmiyoruz. Eniştem bir sene sonra teyzemi bir çocuk daha yapmak için ikna etti. İki düşükten sonra teyzemin kayınvalidesi birkaç rahibi çağırıp muhtelif dua seansları gerçekleştirdi, 5 rahibin aralıksız dua terennüm ettiği 3 günlük seans gibi seanslar… Rahipler kayınvalideyi ikna ettiler: ya ev, ya da teyzem lanetlenmişti. Teyzemi farklı bir eve taşımaya karar verdiler ve teyzem dördüncü kez bir bebek sahibi olmayı denedi. Dördüncü ayına yaklaşırken teyzem annemi aradı. Oğlu okulda bir kavgaya daha karışmıştı, ve okuldan atılması söz konusuydu. Okuldan atılmak Hindistan’da bir çocuk için ölüm fermanı gibi görülüyordu. Teyzem kendi dertleriyle boğuşurken oğlunu ihmal ettiği için kendini suçluyordu. O gün annemi arayıp bebeği aldırdığını söyledi. Bir düşük daha olması ihtimali onu her zerresine kadar titretiyordu ve bir kez daha aynı kabusu atlatamayacağını biliyordu. Oğluyla ilgilenmesi gerektiğini biliyordu, ve tabii ki zaman içinde kendi kendini iyileştirmesi gerektiğini…

Kariyer

İnsanın annesini mutlak koruyucusu dışında başka bir şey olarak görmesi zor. İnsan büyüyüp de annesinin de ona karşı olan her şeye rağmen kendine mahsus bir yol çizmeye çalıştığını fark edinceye kadar annesinin düşüncelerini, heveslerini ve hayallerini aklına getirmiyor bile. Annemle ilgili ilk hatıralarım mutfakta teferruatlı bir yemek pişirdiği, kızkardeşime pofuduk oyuncaklar hazırladığı akşamüstlerinden. Babamla olan evliliği ayarlanmadan önce devlet memuru olup kendi eyaletinin ilk kadın valisi olmak istiyormuş. Babamın ailesi annemin eğitimine devam edebileceğini, ve devletin memuriyet sınavına girebielceğini söylemiş. Ne yazık ki ailenin en genç gelini olduğu için ortak aile evinin, yani babamın iki ağabeyinin, ve dedemle babaannemin yaşadığı evin bütün yemeğini ve temizliğini onun üstlenmesini istemişler. Bana sekiz aylık hamileyken de üstelik. Eğitimine geri dönmeyi birkaç kez denediyse de üstündeki baskıya yenilmiş, evlendiği aile de sözünden vazgeçmiş. Kızkardeşim ve benim için ise bambaşka bir kader hayal etmiş. Büyükannemlerin evinden sonunda çıktığımızda annem bir yuvada ders vermeye başladı, ve bu kararı sebebiyle de kısa süre içinde babamın ailesi tarafından dışlandı.

Çocukluğumda pek seyahat etmezdik. Seneler sonra annem bana seyahatten de vazgeçtiğini söylemişti, kızkardeşim ve benim öğrenebilmemiz ve kendimizi geliştirebilmemiz için tüm diğer bütün ufak lükslerden vazgeçtiği gibi. Öğrenmekten hiçbir zaman vazgeçmedi. Seneler içinde ne zaman yeni bir şeylere başlasa geniş aileden aldığı tepkileri hiç unutmuyorum. Bu tepkileri tıpkı zaman zaman dedemde gördüğüm o buz gibi bir yüzle karşılar ve yeni bir aktiviteye başlardı. Evimiz ders planları, nakış işi masa örtüleri, el yapımı pofuduk oyuncaklar, ve devasa bir ezilmiş kağıttan yapılma tavus kuşu heykeliyle dolu. Kati bir isyana şahit olmak üzere hayata geçirilmiş cansız objeler…

****
Dedem bir gün beni erkenden uyandırdı ve sabah yürüyüşüne onunla gitmek isteyip istemediğimi sordu. Ganj Nehri kıyısında yürümeye başladık. Sabahın erken bir saatiydi ve çay satıcılarının ve yanmakta olan odunlardan geçitlerinden yanından yürüdük. Rahiplerin kutsal suyla yıkandıkları nehir kenarında geldik.

Bu nehir, Hindistan’ın ruhudur dedi dedem. Ona dua et. Haydi, elini suyuna batır ve suyu alnına değdir. Hepimiz burada onun insafındayız. Ganj ve kolları Hindistan’ın vahşi ovaları arasında koşuyor ve kendi yolunu çiziyorlar. Bazen öfkelenip kuruyorlar, ve bütün suyu bu topraklardan çekiyorlar, bazen de taşıyor ve yollarına çıkan her şeyi mahvediyorlar. Gel bakalım şimdi, ne yemek istersin?

Bu yazıyı paylaş...

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Kadın Kahramanlar tarafından en son yayınlananlar

Bir kahramanın itirafları

Kahraman kelimesi yiğitlik gösteren anlamına geliyor. Çoğunun kaçınmak isteyeceği bir anda, korkusuzca

Yaptığım en doğru şey

Yıllardır sevdiğim, her yıl heyecanla beklediğim, mumları umutla ve gerçekleşeceğine inandığım çocuksu
YUKARI ÇIK