Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

An ve Zaman

Takvim

Evet, ikisi de farkındaydı giderayak karşılaştıklarının. Kadın bir ucuna, adam bir ucuna gidiyordu dünyanın. Fakat apar topar hazırlanıp çıktıkları yolun ortasında durup, tanışacak zamanı bulmuşlardı. Öylece anımsayacaklardı, ne uzun zaman olmuştu an, an olalı. Adam, gözlerini dikti kadının ruhunun ortasına. Kadın, gülümseyip başını salladı. Adam, cebinden çıkardığı ufak iksir şişesini kadına uzattı. Kadın, iksirin etkisiyle küçülüp, tavşanı, girdiği deliğe doğru takip etmeye karar verdi. Zıplar adımlarla, ele ele tutuşarak mağaramsı bu deliğin içini keşfetmeye doğru ilerlerdiler.

Duvarlar yıllar öncesine ait çizimler ve deyişlerle doluydu. Birbirlerine her çizginin hikayesini anlattılar. Yorgun gözlerinin çatal kenarlarını kısarak kocaman gülümseyen bir kadının silueti vardı hemen sağlarında. “Bu resmi annemi kaybettiğimde çizmiştim.”. Sonra sol tarafta, şiddetle akan bir şelalenin imgesi belirdi. “Bunu olmayan babamı hayal ederken çizmiştim”.

Bu tünelin sonunda genişe açılan bir mağara vardı. Tek bir resim yoktu bu odada. Kelimeler tükenmişti. Ve sonra karanlığın arasından sızmayı başaran ufak ışığın yansımasında birbirlerinin gözlerini buldular. Adamın gözlerinin arkasında hem güçlü bir adam hem de ufak bir çocuk aynı anda kadına bakıyordu. O an’da, adam, kadını sarmalayıp, alnına soluksuzca dokundurduğu öpücüğüyle içindeki mahzun küçük kıza babalık ederken, kadın çocuğun ıslak gözlerini göğsüne dayıyor, saçlarında annesinin parmaklarını gezdiriyordu. İki ayrı bedenin bir olduğu bu yerde o ana kadar yaşanmış tüm acılar bir anlam buluyordu. O yüzden an’dan kopmak imkânsız geliyordu. O ufak mağarada sonsuza kadar kalabilirlerdi. Saatlerin ve günlerin süregeldiği gerçekliğin dışında bir yerdelerdi. Günler sürekli ileriye, ayrılık tarihine doğru akıyor, onları oldukları an’dan koparmaya heves ediyordu. Fakat son güne kadar, bu nehrin ortasında hareket etmeksizin, zamanın ayak bileklerinin etrafından akışını izleyeceklerdi. O an, ruhlarına mühürlenmişti.

Aniden güçlü bir heyelan sesiyle ayıldılar. Girdikleri deliğin içine usul usul toprak sızmaya başlamıştı. Kum saatini ters çevirmişti biri. O an’da diledikleri her şeyin gerçek olması duygusuyla irkildiler. Zamansız, mekânsız bu yerde yapayalnız kalabilirlerdi. O delikte hapsolmaya hazır değillerdi, ama ikisi de biliyordu, sihir bu deliğin içindeydi. Girdikleri deliğin tersi tarafına ilerlemeye devam ettiler.

Yol ilerledikçe karanlık zifiri hale geliyordu. Birbirlerinin gözlerini seçemeyecek hale geldiklerinde birbirlerinin tuttukları ellerini, diğer elleriyle okşayıp “hala buradayım” diyeceklerdi. Konuşacak, görecek her şey tükenmişti. Yalnız bir dokunuş kalmıştı birbirlerine tanık olan. Öteki elleriyle yolun duvarlarını arayıp, yürümek için destek buluyorlardı. Kanlarına giren iksir etkisini kaybettikçe orantısızca elleri, kolları, ayakları büyümeye, eski hallerine gelmeye başlıyordu. İçinde daha önce rahatça yürüdükleri tünelde şimdi dizlerinin üzerinde emekliyorlardı. El ele tutuşmak imkansızdı artık.

Önce kadının nefesi kesilir gibi oldu. Kapalılık korkusuyla kendini çevreleyen toprağı eşelemeye başladı. Gidecektim diye düşündü, “beni bekleyen bir hayat vardı dışarıda”. Duymadığı, görmediği ve dokunamadığı bu adamı hissedeceği tek yer bir anının ortasındaydı. Bu kötürüm duygudan kaçmak, saklanmak istedi. İksir tamamen etkisini kaybetmiş, içinde bulundukları deliği kendilerine oranla abes kalır hale getirmişti. Adam, utanç duygusuyla irkildi, “ben bu toprağın üstüne bir ev kurabilirdim.” Güçlü bir hamleyle üstündeki toprağı kopardı.

İkisi de üstlerindeki toprağın incelmesiyle parmaklarına dokunan havanın nemini hissettiler. Yavaşça açtıkları delikten dışarı süzüldüler. Gözlerinin kenarından birbirlerini selamladılar yollarına doğru giderken. Hazır olduklarında bu toprağın altında yeniden buluşmak üzere.

Bu yazıyı paylaş...

Tags:

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Takvim tarafından en son yayınlananlar

Hayır, ölmedi

Her anında çok güçlü hissetmek isterdi Sevil teyze. İsmini koyan dedesinden gülümseyerek

Kişinin Kendi Takvimi

Bu yazı, yazarlarımızdan Gözde Urfalı ile Faik Kırgız’ın müşterek yazısıdır. Çünkü yazı
YUKARI ÇIK