Alay ediyorduk çünkü tanıyorduk birbirimizi

Mazi

Senelerdir uğramadığım bir yerde tanışmıştım ikisiyle, biriyle buluştum sadece. Bana bir şeyler anlattı, film çekmek istediğini, sonra dinle nasıl barıştığını, nasıl bir din hayal ettiğini, zihninde hangi parçaları birleştirdiğini. Ben inanmadığım bütün teorileri anlattım, tüm hikayeleri, çok fazla olduğunu fark ettiğimde sustum ama “Değişen bir şey yok” dedi, eskiden de öyleymişim. Ben hatırlayamadım. Vicdan varlığını bir ağırlıkla, ıstırapla gösteriyor, böyle dedim ve eleştirdim filminin hikâyesini. Ağırlık yoksa vicdan da yok dedim. O başka türlü yürüdüğüne inanıyordu bu işlerin, söylediği şey mantıklı geldi ama inanmadım.

Hayat bizden öyle çok koparıyor ki dedi, sonunda etrafımızdakileri daha iyi anlıyoruz belki ama karman çorman insanlar oluyoruz, bu iyi mi sence, gerçekten de? İyi dedim, dört sene önceki halime rastlasam on dakikamı ayırmam şimdi.

İlk defa sake içtim, hem sıcak hem soğuk, keyifli bir sohbetle bitmiş başka bir günü hatırlattı bu. İlk defa sake içmenin hafifliğiyle dinledim sıkıntısını yarasını, “uykunu feda etme” dedim “gerçekten feda etmen gerekmedikçe; bir de içinde hiçbir şeyi biriktirme, kendin için de başkaları için de”.

Kış uykunu hatırlıyor musun diye sordu o da ve güldü çok, ben de çok güldüm ama başka. Neden soruyorsun dedim, neden aynı soru bunca sene sonra da hala? Herkes seni kış uykunla hatırlıyor orada dedi (senelerdir uğramadığım yeri kastetti). Parçalarına ayrılmış bir kek yedim, parçalarını birleştirmeden, bu da yeni halim. Noktaları birleştirmemek.

İyi oldu dedi dinledin, alayla ve ilgiyle. “İyi biriyim ondan” dedim alayla.
“Yaz rüzgârı gibisin,” dedi o, “iyi geliyorsun ama çok kalmıyorsun.”
Abartıyorsun dedim ve gülümsedim. El salladım hatta gülerek ve öteki sokağa geçtim.

New York

Bu yazıyı paylaş...

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*