Çünkü iyi bir yazı okumak, iyi bir sohbete katılmak gibi kıymetli

Aklımda Kalan

Takvim

Kumsalda beş kova, iki kürek. Çocukken kuma yayılmanın en güzel hali. Islak kumla ekmek fırını yapma hastalığı. Bir tür çocukluk mıcırı. Yola döşemişler. Oyun oynamaktan, hayal kurmaktan sıkılmak, zamansız büyümek yasak. Tepeden deliyoruz. İçine yakılmış kağıt tıkalamak için babamın samsun sigarası paketinde muhafaza ettiği çakmağı aşırıyoruz. Sonra da hayran hayran seyrettiğimiz tüten duman.

O arada kardeşim mızıkçılık yapıp, annemin yanına oturdu. Kumu kazıyorum şuursuzca, hızlı hızlı. Evde su, artezyenden geliyordu o dönemde. Anneanneme sormuştum artezyen ne demek? Diye. Yer kaynağı demişti. Kazdıkça su çıkıyor kumdan. Birine artezyen buldum demek istiyorum ama kimseyle göz göze gelemiyorum.

Üç gün kalmıştı şuraya gelmemize. Uyuduk, uyandık üç kere. Cuma dediler. Cuma yola çıkıyoruz. Geldik bütün büyüsü bozuldu. Sıkıldım tatilden. Beklemek ne güzeldi. Kenarları boncuklu kırmızı bikinilerle evde hayal kurduk hep kardeşimle. Elimizde takvim. Çiz üstünü, geriye say. (Büyüyünce o iş dönüyormuş çiz üstünü geriye sar.) Kardeşim diyorum şimdi gitti oturdu annemin yanına. Daha iyisini hayal etmiştik. Geldik ama oynayamıyoruz. Sürekli didişiyoruz. Düşünüyorum bir yandan kazıyorum.

Bir ara kum parlayınca güneş ışığı gözümü kamaştırdı. O zamanlar okuduğum kitapta aynen bu şekilde bir çocuk, arka bahçelerindeki toprağı kazmış ve bahçe kumundan Poseidon çıkmıştı. Arkadaş olmuşlardı ve her gün sohbet ediyorlardı.

Aklıma o geldi. Parlak çeliğe doğru hızla kumu eşelemeye devam ettim. Ve çektim çıkardım nihayet. Bir kol saatiydi bu. Gün ve yılı da gösteren çelik bir casio. Takvimli saat dedikleri. Yeni çıkanlardan. Çalışır durumda. Bileğime de tam oturdu. Çıktığı yer su içinde. Nasıl çalışır halde kalmış? Anlamadım. Babam yan gözle beni izliyor. Hep izler babam. Son ana kadar müdahale etmez. Bütün sahili elimde takvimli saatle dolaştım. Herkese sordum. Sahibini bulamadım.

Sonra büyüdüm. Yıllar sonra o saati kuma gömenin, kolunda takvimi görmek istemeyen biri olduğuna kanaat getirdim. Annem hep net hatırlar.
– Ne zamandı anne?
– 1994 nisandı.
-Anne ne araydı bu?
– 2014 yazıydı.
1968 kışıydı. Şubatın ortasıydı. Ağustos sonuydu. Kardeşin doğmadan önceki yıldı. Teyzenin nişanındaydı.

Annemin takvimi sağlamdır. Benim takvimim zayıftır. Planı programı sevip, aklına eseni yapmakta aklı kalanım ben. Günü saatlere bölerek itinayla yaşıyor ama seneleri uzun vadede aklımda tutamıyorum. Orta yerde öylece durduğumuza, dünyanın ve zamanın etrafımızdan hızlıca geçip gittiğine inanıyorum. Takvim tarih değil, duygu kalıyor aklımda.
Günlüklerim var seneyi unutmamak için.

Bazen çok sıkıldığımda saatli maariften dümdüz yürüyünce, sol köşede o çelik casio saate rastlıyorum.. Halen Poseidon’ dan şüpheleniyorum.

Saati bahane edip nasılsın? diyecek gibi oluyor. Gülüyorum…
Yıl kaçtı? diye soracak gibi oluyor. Annemle göz göze geliyoruz.

Bu yazıyı paylaş...

Tags:

Bir Cevap Yazın

Email adresiniz gözükmeyecektir.

*

Takvim tarafından en son yayınlananlar

Hayır, ölmedi

Her anında çok güçlü hissetmek isterdi Sevil teyze. İsmini koyan dedesinden gülümseyerek

Kişinin Kendi Takvimi

Bu yazı, yazarlarımızdan Gözde Urfalı ile Faik Kırgız’ın müşterek yazısıdır. Çünkü yazı
YUKARI ÇIK